Alman televizyon kanalında konu CIA… CIA yetkilisine yöneltilen soru keskin: “Bir toplum nasıl çökertilir?”

Cevap ürpertici:

- Eğer bir toplumu çökertmek istiyorsanız, önce onun parasına olan güvenini yıkacaksınız. O toplumun öz değerlerini yıkacaksınız, toplumu ‘tüketim toplumu’ haline getireceksiniz. Bilgisizleştireceksiniz. Bilgi toplumu olmaktan uzaklaştıracaksınız...

Bilgisizleştirilmek...

Bu hücum karşısında, duruşumuz sağlam mı?

Şüphesiz suçu kendimizde arayacağız...

Toplumlar zaten kendini çökertiyorsa, düşman gayretine gerek kalır mı?

Problemin büyüğü ‘’bilgisizleşmek’’ hastalığı...

‘Bilgi toplumu’ olan milletler daima hâkimiyet üstünlüğü olan topluluklardır...

Bilginin de en önemli unsuru:

Okumak, okumak, ısrarla okumaktır…

Peki neyi okumak?

Kitap vardır, saman alevine benzer; çabuk parlar, çabuk söner...

Kitap vardır, yazarı bile kitabının unutulup gidişini öylece izler...

Ve öyle kitaplar vardır ki...

Gönülleri fetheder.

Akıl böylelerine hayran kalır...

onun için kitabı alırken kitaplık boyutuna değil akıl ve mantık boyutuna bakmak gerekir.

okuduğumuz şey bizi nereye götürüyor bediüzzaman hz leri

“Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz...” (Münazarat)

Demek ki batıla sevk edenler, fesat fikirlerini hak zannediyorlar...

Kimse kendi görüş ve fikrine toz kondurmuyor...

Kimse, tabiri caizse ‘ayranım ekşi’ demiyor.

Bu halde hak ve doğrunun mihengi ne olmalı?

Tabi ki o ölçü; Kur’ân’ın hakikatleri ve sünnetin öğretilerinden ibaret olan ‘İslâm ölçüsü’ olmalı...

Neyin, neye göre doğru olduğunu İslâmın ışığından mahrum bir karanlıkta çözmek mümkün mü?

Tahripkâr emellerle istikamet fikrini başka nasıl ayırt eder insan?

İslam’ı gerçek ‘İslam’ olarak öğrenmek gerek...

Tarihte birçok ifsatçı, bilerek veya bilmeyerek “Doğruyum, doğru yoldayım” kanaatiyle insanları dalalete sürükleyegelmişlerdir...

Hatta unutmayalım...

Bu uğurda canlarını ve mallarını çekinmeden tehlikeye bile atmışlardır...

Şahısçılık hastalığının zirve yaptığı bu asırda Müslümanlar aklını başkasının cebinden çıkarmalı...

“İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için uyandırmak gerekir.” diyor Tolstoy.

Toplumu uyandırmak için, düşünceyi özgürleştirmek için cemiyeti bütün gayreti ile okumaya sevk etmeli…

İnancına ve benliğine hâkim, kendine güvenen, Rabbini tanıyan bir nesil yetiştirme gayesi ile okumak ve okutmak gerekir.

Washington Post muhabiri yazar Alvin Toffler, “Yirmi birinci yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştirmeyenler ve yeniden öğrenmeyenler olacak.” diyor...

Huzuru arayan gözlerle okumak…

Damla deyip geçme, özü deryanın

Damlanın içinde, ummanı oku…

Kudretini tefekkür et Mevlâ’nın,

Diz çök, secdeye var, şükranı oku… (Nezlim)

Okumak bizi nereye götürüyor bilmeli.

Bilmeli de ona göre çıkmalı o yola…

İmam-ı Şafi veriyor müjdeyi;

“Bütün tasalar okumakla kovulur…”

Yirmi birinci asır insanı endişelerinin okuyarak azalacağını, huzuru okuyarak tadabileceğini biliyor mu?

Okumak…

Cehaletten kurtulmak için…

Hz. Osman (ra) Efendimiz “Cehalet öyle bir binektir ki, üzerine binen zelil olur, arkadaşlık yapan yolunu kaybeder.” buyuruyor.

Okumak...

Kimsenin oyununa gelmemek için…

Sapmış fikirlerin oyuncağı olmamak için…

Bölücü güç (!) lerin esiri olmamak için okumak…

Kur’ân-ı Kerîm’in inzalinde Rabbimizin ilk emri de “Oku!” değil mi?

Müslümanların bildiği; ama tatbik etmediği, Hz. Peygamberimiz (asm) Hira Mağarasında bu emre muhatap olunca korku ve heyecanla ürpererek “Ben okumayı bilmem ki, nasıl okuyayım?” diye mukabele ediyor.

Gelen ikinci emrin şiddeti daha yoğun: “Oku!”

“Yaratan Rabbinin adıyla oku…”

Okumak…

Yaratan Rabbimizin adıyla…

Onu tanımak için okumak…

Cehaletten aydınlığa kavuşmak için…

Var oluş sebebini anlamak için…

İnsanca yaşamak, insanlığa faydalı olmak için…

Dünya vahşetinden vahşi insanları fark etmek için…

Alet olmamak için vahşilere…

Ahirette biçmek üzere ekmek için dünya tarlasını…

Bizi biz yapan değerleri fark etmek için…

O (asm) ve onun etrafındakiler hep okudular…

Kur’ân’ın indirilmesi tamamlanana kadar, 23 yıl…

Âyet âyet, sûre sûre okudular…

Aydınlattılar insanlığı okuduklarının ışığıyla…

İnsanca yaşamayı öğrettiler.

Okuduklarını yaşadılar sadece, insanlığa fazilet abidesi oldular…

Fazilet ağaçları yetiştirdiler...

İlim deryasına dalıp ilmin başlangıcı oldular...

İlimle, irfanla doldurdular asırları…

Yeni nesil olarak, kucaklamak için asırları,

Okumaya, okutmaya, okuduklarımızla amel etmeye hazır mıyız?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek veya küfürlü yorumlarınız yayınlanmaz. Yayınlanan yorumlardan yorumu yapan üye veya ziyaretçiler sorumludur.

banner313